Bir bebek dünyaya geldiğinde, tüm spot ışıkları onun üzerine çevrilir. Bebeğin beslenmesi, uykusu, sağlığı ve konforu haklı olarak hayatın merkezine oturur. Ancak bu süreçte sıklıkla gözden kaçan, unutulan bir kahraman vardır: Anne. Yeni anneler, kendilerini tamamen bebeklerinin bakımına adadıklarında, kendi fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını ertelemeyi, hatta tamamen unutmayı bir fedakarlık kuralı olarak görebilirler. Oysa psikolojinin en temel kurallarından biri şudur: Boş bir bardaktan etrafa su dolduramazsınız.
Anneler için öz-bakım, sadece lüks güzellik seansları ya da saatler süren aktiviteler demek değildir. Öz-bakım, annenin kendi ruhunu, bedenini ve zihnini beslemek için attığı her bilinçli adımdır. Gün içinde sadece kendinize ait 10 dakikalık sessiz bir kahve molası vermek, sıcak bir duş almak, sevdiğiniz bir kolyeyi takmak ya da sadece derin bir nefes alıp anı hissetmek bile birer öz-bakımdır. Bu küçük dokunuşlar, kadına anne olmanın ötesinde, kendi bireysel varlığını, kadınlığını ve değerini hatırlatır.
Kendinizi unutmamak, bebeğinizi ihmal etmek anlamına gelmez; aksine, ona daha kaliteli, daha enerjik ve daha huzurlu bir anne sunabilmek için pillerinizi şarj etmektir. Bir annenin kendine değer vermesi, evdeki tüm enerjiyi dönüştürür. Unutmayın ki siz sadece bir bakım veren değilsiniz; siz hisleri, ihtiyaçları ve ruhu olan bir kadınsınız. Kendinizi şımartmaktan, kendinize küçük sürprizler yapmaktan ve “ben de buradayım” demekten asla çekinmeyin.